categories

archives

  • follow me

    Selamlar,
    Burada kesinlikle anlatmam lazim dedigim yeni birsey gordum dun gece. Buzztime diye bir olay var burada. Diyelim ki arkadaslarinizla bira icmeye ve buffalo wings yemeye gittiniz. Takilirken caniniz arkadaslarinizla poker oynamak istedi. Burada poker (texas hold’em) bizim tavla gibi birsey. Her yerde haliyle karsiniza cikiyor. Kumar oynamak Texas’ta yasak. En yakin casinolar Oklahoma’da. Ama hic sorun degil, seksi bir garson kizcagizi (burada garsonlari secerek aliyorlar sanirim abi hepsi cok seksi ya) cagirip ona poker oynamak istediginizi soyluyorsunuz, o da size gulumseyerek `tabi` diyor ve masadaki kisi sayisi kadar mavi renkte atarimsi birsey getiriyor. Tepenizdeki TV den oyunu takip ediyorsunuz, onunuzdeki makinada kendi kartlarinizi goruyorsunuz. Call, Raise, Bet, Check, Fold butonlariyla oyunu devam ettiriyorsunuz. Ben bayildim bu olaya. Ayrica kendi userinizi olusturursaniz, her seferinde ayni userla oynayarak paranizi koruyabiliyorsunuz. Bu makinayla oynayabileceginiz gibi bir de iphone app. mevcut. Yani evde de oynayabilirsiniz. Pokerin yani sira baska bir suru oyun daha var.http://www.buzztime.com/games.html adresinden gorebilirsiniz.

    Detayli bilgi edinmek isteyenlere www.buzztime.com diyorum. Turkiye gercekten boyle oyunlara cok merakli oldugu icin belki birisi bu isi Turkiye`de yapmak ister diye yazmak istedim.

    Bu arada dun gece $1500 ile basladigim oyundan $22.500 ile ayrildim hehe…

    Burada ilk Casino tecrubemi yasayali cok oluyor (Oklahoma – Kiowa), izlenimlerimi unuttum fakat tekrar gider gitmez taze yorumlarimi sizlerle paylasacagim.

    Amerika`dan gelismeleri aktardim.

    Soz yeniden sizde Turkiye…

    Sevgiler,
    BVC

    States




    Selamlar,

    Tahmin edersiniz ki Amerika’da -en azindan benim yasadigim bolgede- sokakta CD – DVD satan korsan tezgahlar yok. Birkac DVD Store gordum fakat satinalmaniz icin yapilmis. USED satiliyor bazi DVD Music CD ve PS / XBOX oyunlari. $65′a USED PS3 almaniz mumkun. Sonra da eger Turkseniz (Turksun goster urksun mantigiyla) walmarttan sifir bir PS3 satinalip 3 gun sonra aldiginiz used olani yeni kutuya koyup bunu begenmedim diye iade edebilirsiniz.

    Neyse gelelim asil konumuza. Burada cok hosuma giden bir is modeli var ki bunu belki birisi Turkiye’de yapmak ister diye yaziyorum.

    Redbox diye bir olay var burada. Hemen hemen her gas stationa koymuslar bir tane kirmizi kutu. (web sitesini merak edenler icin www.redbox.com) Olay su: eger bir film kiralamak istiyorsaniz $1 a dilediginiz DVDyi istediginiz an gelip bu kutudan alabiliyorsunuz. 24 saat icerisinde iade etmek sartiyla… Eger ertesi gun iade etmezseniz her geciken gun icin sizden $1 charge ediyor. Alirken kredi kartinizi kullaniyorsunuz tabi. Burada oldukca guvenli kartlari kullanmak. Ayni sekilde sistemi internettende kullanabiliyorsunuz tabi. Ama en yakin gas stationa gidip kendi elinizle teslim almaniz daha iyi. Bence Turkiye’de de uygulanabilir bu sistem. Param olsaydi bu ise girerdim acikcasi cunku turk insani daha cok seviyor film izlemeyi. Amerikalilar Avrupa’daki filmlerden, yonetmenlerden bi haber ne yazik ki…

    Iste boyle. Birisi yapmak isterse bana haber versin. Bende daha detayli notlar paylasirim kendisiyle.

    Amerika’dan son izlenimlerimi aktardim.

    Soz tekrar siz de sayin Brand. (Hep bunu soylemek istemistim)

    Sevgiler,
    BVC

    States




    Bu yazdigim ve su anda okudugun sey senin sakinlesme yazin olacak…

    Biliyorum hayat senin icin inanilmaz zorlasiyor bazen. Sikerim ya diyorsun defalarca. Birak, defol, cek, git, gozum gormesin… Hersey ust uste geliyor, nereye gidersen git, ne yaparsan yap kimseye yaranamadigini dusunuyorsun. Bazen sen haklisin, bazen de onlar hakli ama genelde sen… Yeterince objektif olmadigini bilsen de `ama`larin var oyle degil mi?

    Welkam tu di layf.

    Sana kotu bir haberim var. Sanirim hayatimiz hep bu gibi seyler ve bu gibi hislerle gecip gidecek. Ta ki sen onunu kesinceye kadar. Hayatta en cok saydigim kliselerden biri sanirim `herkes hakettigini yasar` lafi.

    Eger gobegin varsa muhtemelen cok yiyorsun ve sicmiyorsun ya da film artistleri gibi bir vucudun yoksa muhtemelen onlar kadar spor ve egzersiz yapmiyorsun. Eger Bogazici mezunu Amerika’da MBA yapmis bir adamla yarisiyorsan muhtemelen onun kadar ineklemedin OSS zamaninda ya da imkanlarini yeterince zorlamadin. Gec bu Harran’da Oxford mu vardi triplerini. Hersey icin binlerce excuse ve dunyada da iki turlu insan var. Sen hangisisin onu sec ilk once. Surekli bahaneler ve engellerden yakinip oldugu yerde kalip gobek yapan kahve insani misin, yoksa kendi mucadelesini veren cevval delikanli mi? Annen baban mi oldu, ailen mi yok, kimse seni sevmiyor mu? Cok fakirsin de ailen ozel dersler mi aldiramiyor sana? Eh senin jipin yok simdi ozel okullarda da surtemezsin. Olsen kimsenin umrunda mi olmaz? Siktiret! Sen bu hayatin mina koyduun zaman olur endiselenme… Once bir dusun bakalim, umursanmak icin ne yaptin ki?

    Engeller asilmak icindir ya da no pain no gain der durur arkadaslar, birazcik kulak ver onlara.

    Okulunu, bolumunu, meslegini, sirketini kendin sectin. Birak cok calisiyorum triplerini, bana anlatma lutfen… Madem az calismak istiyordun emlakci olsaydin! Eger bu yolu sectiysen YSS kanunlari senin icin de gecerli. Essek gibi yapacaksin dostum pes etmek yok. Eger 40 yasina geldiginde cocuklarina boburlenerek anlatmak uzere yazmak istedigin bir basari oykusu varsa essek gibi yapacaksin. Yoksa zaten bosver gitsin herseyi. Millette para var yapiyorlar kardesim diyorsun degil mi? Bence sen Ataturk’un hayatini ve yaptiklarini anlatan birseyler oku. Senin omrune sigdiramadigin bireysel basariyi kiyasla o adamin yaptigiyla. Kisacik omrunde kimlere baskaldirmis ve imkansizliklar karsisinda koca ulkeyi kurmus. Suanda yazdigim metin Turkce ve bu dil onun sayesinde var. Ben Ataturk’cu degilim ama bugun bir Amerikan universitesinde Turk oldugumu duyan profesor tahtaya kocaman harflerle ATATURK yaziyorsa, bu adam tanidigim en basarili insandir benim icin. Silkelen kendine gel, kimse sana ulkeni kur demiyor, kendi hayatina ceki duzen verdiysen yeterli sen ve cevrendekiler icin. Potansiyelinin farkina var. Paraysa, para kendiliginden gelmeyecek. O essek gibi calismalarin karsiligidir para. Eminim sen de kendi emegini en degerli bulanlardan ve paha bicemeyenlerdensin. Aldigin maas sana gore az ve yetmiyordur kesin. Ama yalnizca calismak ve kazanmak yetmiyor. Parayi harcarken kazanacaksin. Parayi kullanmasini ogrenemezsen evet o maasla 50 yil calissan da bi sikim olmaz senden.

    Kizdigin ve nefret ettigin tum insanlardan izole olarak surduremezsin hayatini. Onlari hayatinin bir parcasi olarak kabul edeceksin. Sevmedigin isleri de oyle. Bunlardan bir an once keyif almaya baslasan iyi olur. Bunlari senin yapman gerektigine gore onlari yapmak zorundasin. Mizmizlanmayi birak ya yap ya da hic yapma elini surme birak kalsin. Bir yapan bulunur elbet senden baska. Sen de onu yaptiginda alacagin karsiliktan vazgec.

    Guclu ol arkadasim!

    Guclu ol ve aldigin sorumluluklari tam yerine getir ki insanlar sana diyecek soz bulamasinlar. O zaman gorursun ne kadar degere bindigini. Kimse sevmeyecegi atin onune bugday koymuyor… Sen koyuyor musun?

    Sen once zamanini yonetmeyi bir ogren hele. Zaman seni degil sen zamanini yonet. Hicbirseye zamanin yetmiyor degil mi… CEOlarin da 24 saati ve bir ailesi oluyor genelde. Eminim senden daha az isleri ve daha az sorumluluklari vardir, degil mi? Altlarindaki adamlara is buyurup sonra gidip ense yaparlar. Zamaninin efendisi ol. Kendini yonetemeyen, hicbirseyi ve hickimseyi yonetemez.

    10 yil sonra nerede, nasil ve hangi sartlarda olacagini dusun. O noktaya kadar elde edecegin ve kaybedecegin ne varsa hepsi senin elinde. Isteklerini belirle ve calismalara basla. Yoksa senden bi sikim olmayacak, bugun neysen 10 sene sonra da o olacaksin. Umarim daha kotu olmazsin…

    Kabullen, sev, alttan al, mazur gor, duzeltmeye calis. Bunlari sana `kaybetmek` olarak ogreten ve bilincaltina isleyen zihniyeti kiniyorum. Karizma ve cool durus bunlarla gelir en basta. Kac kisiyi duzelttin bugune kadar? Kac kisiye bir hayrin oldu?

    Simdi cik disari en az 1km yuru, temiz hava al. Yolda motive et kendini ve yapman gerekenleri planla. Ipod’unla birlikte en sevdigin ve seni gaza getiren sarkilarini da al yanina. Yanindan gecen herkese gulumsemeyi unutma. Hepsine `iyi gunler` de gulumseyerek. Birak sallamazlarsa sallamasinlar seni umursama. Alistir kendini senin iyi niyetini umursamayacak olan binlerce insana karsi. En sevdigin sarkiyi soyle sesli bir sekilde. Eve dondugunde de yapman gereken sey neyse sadece bunu yap.

    Sabretmeyi ve tahammul etmeyi ogrendiginde hayat daha bir kolay oluyor…

    Bu yaziyi senin icin degil, aslinda birini oldurme hissine burundugumde okumak uzere kendim icin yazdim. Aslinda ben yazmadim, yazan icimde konusan sag duyumdu, yakin dostum, yol arkadasim. Ama istedigin ve ihtiyac duydugun anda sen de cekinmeden okuyabilirsin.

    Seni taniyip tanimadigimi haliyle bilmiyorum ama seni seviyorum. Bu da hayatta en az 1 seni seven ya da seni sevme potansiyeli olan birisi var anlamina geliyor. Aslinda kendinden baskasina ihtiyacin bile yok. Kendi kendini sev yeter. Kendine dikkat et, Ertesi gunden birseyler bekleyerek uyuyup bazi gorevleri yerine getirmek uzere uyandigin her gecen gun kendi hayatini tukettigini unutma ve ona gore yasa hayatini.

    ps: turkce karakterler icin senden ozur dilerim elimdeki klavye ingilizce ne yazik ki… Ayrica araya sikistirdigim kufurler icin de kusura bakma. Eminim ilk defa duydugun seyler degildir ve ahlakini bozmamistir.

    Sevgiler,
    BVC

    Daily




    Yorgun bir günün akşamında neye ihtiyacın olduğunu bilirim çünkü. Dingin bir sese ihtiyacın var. Bu yazıyı içinden okusan da, zihnindeki ses sana değil, bana ait. Acelesi olmayan, tane tane kelimeler, nar gibi, her kelimeyi dilinle damağının arasına sıkıştırdığında, ağzında tatlı ekşi güzel bir tat, zihninde… Zihninde kelimelerden kalan çekirdekler. Çekirdekleri biriktirip onlardan yazdığın harflerle oluşur kelimeler, o kelimelerle de cümleler.

    Nar gibidir kelimelerim; tane tane. Önce hafif bir gülümserim esen rüzgara karşı. Başımı hafif sola eğerim gülümserken. Belki sol elim taşır başımı, belki de elim çenemde. Kaşlarım hafifçe yukarı kalkar, gözlerim düz bir çizgi olur gülümserken. Çenem de biraz dışa çıkar, hafifçe. Bunları neden mi anlatıyorum; gözünde canlandığında anlarsın, seni nasıl da can kulağıyla dinlediğimi.

    Tahta bir rakı masasını tercih edelim bu sefer. İki tahta sandalyesi olan bir masa, kare ve aramızı açmayacak kadar küçük. Rakı bardaklarımız, buzumuz, mezelerimiz sığsa yeter. İki adet rakı sofrası insanı… Aslında bize çok uzak olsa da şu eski lambalı külüstür radyo, rüzgar bize taşır duymamız gereken kadarını. Bayılıyorum bizim papaz Yorgo’ya, nasıl da biliyor şu işi. Sen hızlıca davranıp bilmişçe sakilik yapmaya çalışırken izliyor ve “Önce buz koyulmaz bre pasam, önce su, sonra buz! Bırak bakalım sen o şişeyi Burak’ım yapsın”. Neyse bu yazıda bu kadarlık bir repliği olsun, bir ara da onu alırız masamıza. Gözlerini kapatıp buz gibi rakından bir yudum al bakalım. Boğazından aşağı akarken başlar uyuşukluğu. Mis!

    Zevklidir benimle sohbet etmek. Sabaha kadar fazlaca vaktimiz olduğunu hissedersin, acele yok düşünsene! Ertesi güne bir sınav, bir toplantı, bir sunum, bir proje teslimi yok! Sakiniz her şeyden önce zamana ve şehre inat. Metro istasyonlarıyla ulaşmaya çabalayan, durakta otobüs bekleyen, iskelede vapurun yanaşmasını bekleyen yüz insandan ikisi değiliz. Saatlere bakmıyoruz. Telefonlar kapalı, internet, bilgisayar, bip sesleri hiçbir şey, hiçbir şey yok! O kadar güzel bir ses tonuyla ve dinginlikle yanıtlıyorum ki seni, istiyorsun ben susayım da hep o konuşsun. Kurduğum cümlelerin optimizasyonu, seçtiğim kelimeler, her şey çok etkiliyor seni. Zekamı hissediyorsun seçtiğim kelimelerde. Aslında zihninde dönen şeyleri tahmin ediyorum çünkü. Bu adam nasıl da bu kadar çok şey biliyor? Boynumdaki şalı açıp, askılı elbisenin kapatamadığı omzuna sarıyorum. “Bu adam aklımı mı okuyor? Nereden bildi ki tam şuanda aklımdan bunun geçtiğini?” Hadi bırak şimdi nereni okuduğumu da devam et anlatmaya.

    Öğütler vermediğim için seversin beni. Öğüt yok, kızmak yok, bunu neden yaptın, neden, nasıl, niçin, hiç böyle sorular yok benim sohbetlerimde. Ne kadar büyük bir halt yemişsen ye, benden yüzünü ekşitecek, kendini kötü hissettirecek hiçbir soru gelmiyor. Ben sadece cümleler kurarım, sonuna gerekirse bir soru işareti atarsın sen. Hadi rakı kuru kuru gitmez. Biraz peynir, bir dilim kavun, ha bir de fava, lakerda, haydariden de tatmalı, sardalya salamura. Hadi canım benim, tanışmamıza…

    “Nasıl da hayatı analiz edebiliyor böyle? Nereden buluyor bu kadar şeyi, nereden biliyor? Hiç uyumaz mı, hiç dinlenmez mi, hiç mi gereksiz, boş şeyler düşünmez? Henüz bu kadar başındayken herşeyin nasıl da çözmüş ki bu kadarını? Ben neden böyle şeyleri göremiyorum, neden hiç birisi daha önce aklıma gelmedi ki? Bunları bilmek için Einstein olmaya gerek yok canım, demek ki hiç düşünmemişim…” Evet canım, düşünme zaten, ben senin için hepsini düşündüm, anlatıyorum bak sana.

    Konu konuyu açıyor, bir ara filmlerden, yönetmenlerden bahsederken, bir ara en son okuduğumuz kitapları tartışıyoruz. Suskunlar’dan ne kadar etkilenmişiz bak ikimizde. Dinler ve ideolojiye girmeden de oluyormuş diyorsun. Yormayan bir sohbet bu, oh mis…

    Rakı azaldıkça aslında tedirgin oluyorsun. Bitince hemen gitmek mi isteyecek, yoksa biraz daha kalır mı? Halbuki ne de güzel konuşuyorduk… Bir daha ne zaman görüşeceğiz kim bilir? Kalmasını istersem yanlış anlar mı? Bilmem…

    Ah bak şişenin dibini bulmuşuz. Artık çok daha fazla gülümsüyoruz. Dilimiz daha bir gevşemiş, sanki dişçi uyuşturucu bir iğne yapmış gibi. Benimle birlikte susmanın da ne kadar keyifli olduğunu anlıyorsun, susmuş gülümseyerek bakışırken. Kadehimizin dibinde bir yudumluk rakı kalmış. Kadehimi kaldırıp sana uzatıyorum. Zihnimde kurduğum son cümleyi kulaklarında hissediyorsun.

    Hadi canım benim, tanışmamıza…

    Daily




    Adım Ruhi. Ama o bilindik şarkıdaki Ruhi değil. Başka bu.

    Küçük bir dev adamımdır hep rüyalarımda. Evinin küçücük bir kapısı, kocaman bir penceresi olan… Kapısından kimseyi almayan, penceresi ise yolgeçen hanı… Kapısı yerle yeksan, penceresi bir gökdelenin otuzuncu katında ve hemen yan komşumun güzel kızını odaya alabilirken, diğer komşunun haylaz oğlu tarafından soyulabilen bir adam varsa o benimdir.

    Bir erkeğe göre küçüktür aslında ellerim. Ama beş erkeğin yapabileceği işi yaparlar. Boyumda birazcık kısadır ama yalnızca zihni küçük hesaplara yeten kadınlarca… İki metrelik bir adamla yan yana geldiğimde kesinlikle daha iriyimdir. Daha güçlü olduğuma ikna ederim genelde kadınımı ki öyleyimdir de. Zekiyimdir; çok iş başarırım tek başına ama genelde insanlara göre çok yoruyorum zihnimi antin kuntin şeylere.

    Rüyalar üretebilmek için gerekli şartların hepsini sağlarım böylelikle.

    Çok sık ama kısa rüyalar görürüm ben; genelde ya annem ölür ya da eski sevgililerimle sevişirim rüyalarımda. İkisine de çok alıştım. İkisini de gerçekten yaşadım ne de olsa… Bazen yükseklerden düşerim, bazen de okyanusun üzerinde yürürüm. Belki siz de görmüşsünüzdür, freni tutmayan arabalar sürerim. Bazen eşek kadarken ilkokul sıralarıma dönerim, bazen de beni döven çocuklardan kaçarım. Siyah bir kedi elimi ısırırsa, onu genelde yüksek balkonumdan aşağı atarım, ölümünü zevkle izlerim; elimi ısırmasına tahammül edemem.

    Bazen de yeni kadınlar gelir rüyalarıma en olmadık zamanlarda, genelde sabah uyanmadan birkaç dakika öncesinden başlarız sevişmeye. O kadar alakasızdır ki gelişleri, bir ilişkinin farklı başlaması beklentimi öyle iyi karşılarlar ki, bütün gün unutamam on dakika süren ilişkimizi; düşün düşün bitmez hiç. Çok cici gülümserim ertesi gün insanlara, belki de onlarla karşılaşacağım umuduyla. O birisi hayallerimdeki kadındır ki zaten hayalimde sevişmişimdir sadece. “Aslında ben” diye başlar zihnimde dönen cümleler. “Aslında ben kötü bir adam değilim”, “Aslında ben çirkin bir adamımdır; benimle yaşadıkça, ilgiyle beslendikçe güzelleşirim, inanılmaz değişirim ve şaşırırsın; sadece bir fırsat ver”. Benimle yatmadan vücudumun ne kadar tatlı bir sıcaklıkta olduğunu nereden bilebilirsin ki? Buna alışınca dünyanın en keyifli şeyinin birlikte çırılçıplak, sarılıp sabahlara kadar sohbet etmek olduğunu. Sabaha karşı uykuya dalıp akşama kadar tembellik yapmayı ya da salonumuzdaki pofuduk yastıklarıyla bizi sahiplenen mor koltuğumuzda, ekoseli kalın battaniyemizin altına girip, elimize biralarımız ve içi cips dolu kocaman mavi yarım dünyamızı kucağımıza alıp en sevdiğimiz filmleri birlikte izlediğimizde içimizin birlikte titreyip titremeyeceğini. Arada birkaç saniyeliğine filmi aldatıp, göz göze gelip gülümsediğimizde “işte hayat bu” demeyeceğimizi…

    Hadi önce beklentilerimizi düşürelim, sonra tekrar bir gözden geçirelim yaşanmışlıklarımızı ve tekrar sorgulayalım hayallerimizi.

    Belki de o zaman odayı küçük mumlarla doldurup sana hazırladığım muhteşem sofra ve ellerimle senin için pişirdiğim yemekler daha bir lezzetli, daha bir anlamlı olur. Belki seçtiğim şaraba hayran kalman bana aşık olman için en güçlü nedendir o an ya da sana gitarımla çaldığım romantik şarkılar… Belki de hayat o kadar basitleşir ki bizler için, bir türlü gidemediğimiz ülkeleri, şehirleri gezeriz birlikte.

    Ne güzel olurdu seninle bambaşka şehirlerdeki sabahlarda uyanmak.

    Düşünsene sabah birbirimize uyanıyoruz. Elinden tutup seni pencerenin kenarına götürüyorum; pencerede Eiffel kulesi bize “günaydın” diyor. “Hadi bugün trenle Londra’ya geçelim!”. Roma’da o tarihi arenaları gezerken, “buraları şu filmde görmüştük” diyorsun. Herkes aşkı yaşadığını sanıyor; hadi çık rüyamdan da gerçek bir film karesi tadında yaşayalım bunların hepsini… Hayatta yapmak isteyip de yapamadığın ne varsa hepsini ezbere biliyorum. Sen de şaşıracaksın “bu adam nasıl beni bu kadar iyi tanıyor” diye. Herkesin hayallerini birleştirip, bir paket olarak sunmak istiyorum insanlığa. Gözün kara mıdır, bana yardım eder misin? Herkes ne istiyor bu kadar iyi biliyorken, neden yaşam sandığımız kadar zor olsun ki?

    Bugün rüyamdan çıkıp yanıma gelirsen fotoğrafa çıkabiliriz birlikte. Karaköy’deki eski binaların fotoğraflarını çekeriz. Ben bilmişlik yapıp sana hepsinin tarihini anlatırım bir bir. Balıkçıların önünden geçer birkaç tanesinin oltasına çarparız. Tezgahları deviririz. Köprünün altından yürürken misinalarını keseriz, bir şey diyen olursa kaçarız, olmadı döverim ben hepsini. Eminönü’nde balık ekmek yerken yakalarız en can alıcı karelerimizi. Boğazı daha önce gördün mü bilmiyorum ama karşıya geçmek keyiflidir. Rüzgar yeriz bir parça yüzümüze. Hadi çık rüyamdan ve yanıma gel…

    Bir kerecik istedim işte, istedim, gelsen ne kaybedersin?

    Uyandım işte. Yoksun. Gün başladı işte dün olduğu gibi. Yüzümü yıkayacağım, önce kahvemi içecek, sonra dişlerimi fırçalayacağım yine tadını alabilmek için. Ofise gidip, bilgisayarımı açacağım ve seninle o ülkelere gidebilmek ve diğer hayallerden daha fazlasını edinebilmek için kodlarımı yazarken seni düşüneceğim. Pardon yahu bugün Pazar! Öyleyse yine çıkıp o yerlerden yalnız başıma geçeceğim. Tek başına “1” olmanın dayanılmaz hafifliğini hissederken seni düşüneceğim. Sevgilim olmadığı için aldatıyormuş hissine kapılmadan, rahat rahat, saatlerce… Çok cici gülümseyeceğim insanlara, belki de seninle karşılaşacağım umuduyla. Senin olmadığını bile bile, yüzünü bile hatırlamıyorken “Aslında ben” diye başlayan cümleler kuracağım. Akşama doğru daha bir ben olacağım sahilde, şarap kokusu üstüme sindikçe. Gelebilmen için her türlü ortamı sağlayıp, yine uykuya dalacağım. Ruhi uyanır, başkası olur, uyur sonra tekrar Ruhi…

    Bu gece yine gel olur mu?

    Sevgiler,
    Ruhi

    Daily




    Selam sevgili okuyucular,

    Sizleri Wichita Falls, TX ‘den selamliyorum.Takvime baktigimda tam iki aydir Texas’ta yasadigimi farkettim. Sanirim yavastan Texan oluyorum. Henuz uzun kahverengi sivri burunlu botlarim yok fakat Dallas donusunde bir gas stationdan beyaz bir kovboy sapkasi edindim.

    Buranin insanlari hakkinda konusacak kadar oldum mu bilmiyorum ama, geneli sicak kanli diyebilirim. Genc olsun yasli olsun hic tanimadigin biriyle dakikalarca sohbet edebiliyorsun. Sanirim ilk geldigimde en cok yadirgadigim sey yolda karsilastigim insanlarin bana selam vermesi, gunaydin demesi, gunumun nasil gectigini sormasi oldu. Istanbul’da yabanilestigim ve ben gunaydin dedigimde insanlarin tepkisiz kalmasina tahammul edemedigimden bunu yapmaktan vazgectigim icin bu duruma adapte olmak benim icin oldukca zordu.

    Kuzey’de insanlarin daha soguk olduklarini soyluyorlar. Buradaysa insanlarla o yarim ingilizceniz ve garip aksaninizla birseyler soylemeye calistiginizda sizi anlayisla karsiliyorlar ve iyi oldugunu soyleyip moral veriyorlar. (En azindan ingilizler gibi ariza degiller. Ucakta su isterken wota (water) degil de wodir dedigim icin anlamamazliga yatan gerzek hostes gibi degiller.)

    Turkiye’deki gibi degil ahbapliklar. Hem iyi hem kotu anlamda. Bir aksam tek basina bara takilmaya cikabilir, hic tanimadigin bir masaya selam verip dahil olabilir tum aksami onlarla gecirebilirsin. Tanimadigin biriyle bilardo oynayabilir ya da kalkip bir strip club a gidebilirsin. Ozellikle kizlarin cok sicak (hot) olduklarini soyleyebilirim. O kadar sicaklar ki sizi hic tanimasalar bile dans pistinde poposunu size donup sizi tahrik edecek bicimde dans edebilir, aletinize dokunabilir, size sarilip sizi dakikalarca opebilir. Ama muzik bittiginde hicbir sey olmamis gibi tesekkur edip masasina donebilir.

    Turkiye’deyken Pick-up Artists hakkinda cok sey duymus ve birkac sey okumustum. Yaptiklari sey Turkiye sartlarinda cok zor ve anlamsiz gelmisti bana. Ama Amerika’da goruyorum ki gercekten cok kolay. Kizlarin burada daha basit, kolay elde edilebilir oldugunu soyleyebilirim. Bu capkinligi kolaylastirdigi gibi duzenli bir aile kurmayi da zorlastiriyor. Zaten ortalik single mom kayniyor. Yani burada motherfucker lafi bosuna turememis. Her becerdiginiz zaten anne cunku hepsi 17 yasinda cocuk yapiyor. 20 yasinda 2-3 cocugu olan kisiler tanidim burada. Biz Turkiye’de RTE’ye kizmistik 3 cocuk lafi yuzunden ama kardesim buradakiler de tavsan gibiler mubarek.

    Burada gercekten cowboylar var. Bildiginiz uzun botlu, pacalarini icine sokmus, kocaman sapkali, kot gomlekli ve buyuk kemerli, tutun cigneyen bir suru amca var. Bazi bolgelerde atlariyla geziyorlar. Ciftlikleri var. Beni en cok etkileyen bir country barda yaptiklari cowboy dansi oldu.

    Eger burada yasiyorsaniz country dinlemek zorunda kaliyorsunuz. Geldigim hafta arkadasimin gazi ile bir bas gitar aldim belki bir grup bulurum da muzik yaparim kafam dagilir diye. Yok abicim grup falan hepsi akustigi alip country soyluyor sadece. Dallas bu konuda cok daha zengin bir yer fakat henuz eglence mekanlarini kesfetme firsatim olmadi.

    Bakalim simdi kafamda arabayi alip once Dallas, Fort Worth, Houston, San Antonio, Oklahoma City’ye gitme fikri var. Arabam 96 model chevy lumina ve yolda kalmamasi bazen mucize oluyor ama sanirim boylesi daha heyecanli. GPS denen alet cok kutsal birsey. Burada inanilmaz ise yariyor. Eger bu gezileri basarabilirsem sonrasinda da arabayla New York’a gitmeyi planliyorum. Guzergah uzerindeki 4-5 farkli eyalette konaklayarak gidip sonra hizli bir sekilde donecegim. Ama simdilik ar-ge asamasinda.

    Sizlere Texas’tan gelismeleri aktardim.

    Soz tekrar sizde Turkiye.

    Burak V. Coskun

    Daily, States